rss

Tarayınızda RSS Okuyucu yüklü ise,
Site haber akışımıza üye olabilirsiniz.

Bugün Günlük Ziyaret: 2.601 (2.197)

Toplam Ziyaret: 18.171.005 (16.538.747)

Yeni tasarımımızla sizlere daha rahat kullanım sunuyoruz. Görüş ve düşüncelerinizi bekleriz.
Mersin Tercüman Gazetesi sizlerle büyümeye devam ediyor. İlginize teşekkür ederiz…
01 Temmuz 2020
Sayı : 854
Bu kayıt toplam
168 kez okundu.
fb sharer tt sharer g+ sharer
M. Can Özkardeşler
M. Can Özkardeşler

AHLÂK

Geçenlerde kitapçıda sergilenmiş kitaplara göz atarken "Ahlâk " isimli kitap gözüme çarptı. Yazarı Nurettin Topçu idi. İsmi yabancı gelmemişti, biraz zihnimi kurcalayınca yetmişli yıllarda ortaokul ve Lise 'de okutulan Ahlâk dersi kitabının yazarı olduğunu hatırlamıştım.

Kısaca biyografisini okuyuverdim. Kırk yıla yakın felsefe grubu dersleri okutmuş ve Felsefe, Sosyoloji, Psikoloji, Mantık kitaplarına ilave olarak yetmişli yıllarda Ahlâk kitapları da yazmıştı. Hayatının bir bölümünde ayrıca tasavvufla ilgilenmişti.

Ahlâk kitabının yayınlanması için bir neden vardı: o dönemde CHP-MSP koalisyonu protokolünde ilk ve orta öğretime "Ahlâk" derslerinin mecburi bir ders olarak konulmasının beyan edilmesi, bu ders kitaplarının yazılmasını gündeme getirmişti. Topçu, Ortaokul Ahlâk ders kitabını talebesi rahmetlik Emin Işık'la birlikte hazırlamıştı.

Nurettin Topçu bir akademisyen, bir fikir ve mücadele adamı, büyük bir yazar olduğu kadar, bir öğretmen, bir muallimdi. Türkiye'de yetişen tek ahlâk doçentiydi, ahlâka çok önem vermişti.

Bendeniz bin dokuz yüz elli iki yılında doğdum. Yetmişli yıllar bizim delikanlılık dönemlerimizin geçtiği hareketli günlerdi. Biz edebi, güzel ahlâkı önce ailemizde öğrenmiştik, sonra okulda öğretmenlerimiz bize güzel ahlakı pekiştirmemize vurgu yapmıştı. Aslında bizim kuşağımız çok şanslıydı çünkü o dönemde etrafımızda kötü ahlâklı insanlar fazla yoktu. Peygamber efendimizin (sav) "Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim " sözünü çok küçük yaşlarda duymuş ve hep edepli olmaya çalışmıştık.

O yıllarda toplumumuz henüz bozulmamıştı. Evlerimizin kapıları pencerelerimiz açık kalırdı, hırsızlık olmazdı, kimse içerde kim var diye dönüp evin içerisine bakmazdı, başlar öne eğik geçilirdi. Mahalleden bir yabancı iki defa geçince dikkat çeker ve ağabeyler "Hayrola, birine mi baktın yabancı" derler, ifadesini alırlardı. Toplumda sanki iyilik hâkimdi, kötü alışkanlıklarımız yoktu, zengin fakiri hor görmez tepeden bakmazdı, muhtaçlar hep kollanırdı, yardımlar gizli yapılırdı. Acısıyla tatlısıyla birlikte yaşanırdı, birlikte üzülür, birlikte sevinirdik.

Büyüklere saygı, küçüklere sevgi sonsuzdu, komşular düşünülür, bir eksiği varsa el birliğiyle tamamlanırdı. Tüccarların, iş adamların sözü senet gibiydi, Anadolu'dan bir telefonla, hiç para göndermeden İstanbul'dan mal sipariş edilirdi, karşılıklı güven vardı. Kimse başkasını rahatsız etmez, kimsenin ne giydiğine, ne yediğine, ne aldığına karışmaz, haset etmezdi. İnsanlar daha adildi, daha merhametli ve vicdanlıydı, şimdikinden daha mutluydu. Adalete güven tamdı. Devlet "Babaydı" İnsanlar "sırtını devlete dayadın mı korkma " derlerdi. Hepimiz sorumluluk sahibi, ailesini, milletini devletini düşünen, el birliğiyle kalkınma hamlesine omuz veren kişilerdik. Aşırı hırslarımız yoktu, kanaatkârdık, "Aza kanaat etmeyen, çoğu bulamaz" sözü çocukluğumuzdan itibaren beynimize kazınmıştı. Vatana ihanet edenler bu kadar çok değildi.

Ülkemiz daha yeşildi, daha üretkendi, Konya buğday ambarımızdı, hem bizi doyuruyor hem dünyayı doyuruyordu. Şeker fabrikalarımız vardı, üreten bir toplumduk. Nehirlerimizde sular coşkun akıyordu. İnsanlar birbirine menfaat gözetmeden karşılıksız hizmet ediyordu, yardımlaşmadan haz alıyordu. Cömerttik, veren elin alan elden daha üstün olduğu inancıyla büyütüldük.

Sonra seksenli yıllara geldik ve manevi değerlerimizi yitirmeye başladık; para, menfaat ön plana çıktı, hatırşinaslığımız, duygusallığımız, maneviyatımız, cömertliğimiz zayıflamaya başladı ve materyalizm yani maddecilik, bencillik ön plana çıktı. İçinde mutlu ailelerin yaşadığı iki, üç, dört katlı evlerimiz yerini içinde insanın hapsolduğu, komşuluğun bittiği, kimsenin kimseyi tanımadığı yüksek binalara bıraktı. Şu geçici fani dünyada baki kalacakmışız gibi daha çok para uğruna, en büyük benim diyen Firavun'un, göğe yükselen piramitleri misali göğe yükselen beton binalar diktik.

İnsanlar daha maddeci, daha bencil, sadece kendini düşünen, çıkarcı bireyler haline geldiler. Yükselmek için başkalarının sırtına basmaktan, onları ezmekten hiç çekinmiyorlardı. Benmerkezci olmuşlardı. Başkalarını düşünmekten, onların dertleriyle dertlenmekten, ilgilenmekten vazgeçmişlerdi. Halbuki bizlere "acılar paylaştıkça azalır" diye öğretilmişti. İnsanlar bana neci, vurdumduymaz olmuşlardı. Komşusunun evi yansa umursamıyorlardı. Toplum kamplaştırılmıştı; biz kavramı yerini, sadece ben ve benim gibi düşünenlere bırakmıştı, yani toplum ötekileştirilmişti.

Artık çoğu kişi komşularını dahi tanımıyordu. Bazısı misafir gelmesin diye karanlıkta oturuyordu. Misafirperver Türk toplumunu kaybetmek üzereydik. Ahlâkımız bozulmuştu, çoğumuz bir birimize çelme atmaya çalışıyor, yalan söylüyor, dedikodu, gıybet yapıyor iftira atıyordu. Cinsel tacizler, kadın cinayetleri ve cinsi sapkınlıklar almış başını gidiyordu. Yaşını başını almış koskoca adamlar, küçücük masum kız çocuklarına sarkıntılık edip tecavüz ediyor, affedilmek için de, onlar için çıkarılan kanundan faydalanıp bu çocuklarla evlendiriliyorlardı. Yani sapıklar da korunur hale gelmişti.

Sadece kız çocukları değil erkek çocuklarının da namusları tehlikedeydi. Erkek talebe yurtlarında kalan çocuklar cinsel tacize uğruyor ve güya Müslüman olan bu ülkede suçlulara göz yumuluyor, olaylar örtbas edilmeye çalışılıyordu. Halbuki Yüce Allah (c.c) bu yüzden Lût kavmini yok etmişti. İhtiraslarının ve nefsin esiri olan insanın gözü kendi menfaatinden başka bir şey görmez olmuştu. Bu benlik ve bencillik, gurur, kibir, üstünlük hırsı, haset, onun ahlâk dışı işler yapmasına neden oluyordu. Doğru yoldan sapmış ve şeytanın esiri olan insan artık her türlü kötülüğü ve ahlâksızlığı yapmaya adaydı.

Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumi'ye "Edep nedir?" diye sorduklarında:" Kuran edepten ibarettir " demiştir. Ama biz, Allah'ın indirdiği yüce Kuran'ı Kerim'i okuyup anlamaya çalışmadığımız, okuduğumuzla amel etmediğimiz için Kuran ahlâkını öğrenemedik. Onu sadece dinlemeyle yetindik. Peygamber efendimiz (s a v)'in "Ben güzel ahlâkı tamamlamak için geldim" demesindeki şifreyi çözemedik, eğer çözseydik bugün bu durumda olmazdık. Hz. Ayşe'ye Peygamber efendimizin (sav) ahlâkını sorduklarında, " Siz Kuran okumuyor musunuz? O'nun ahlâkı Kuran'dı" diye cevap vermiştir.

İşte biz de Kuran ahlâkını terk etmeseydik, çalmazdık, çırpmazdık, rüşvet yemez; "Benim memurum işini bilir" diyen yöneticiler gibi rüşvetin, yolsuzluğun önünü açmaz, devlet malını etrafımıza peşkeş çekmez, bizden olan yaşasın ihya olsun bizden olmayanlar ölsün, yok olsun demezdik. Tam tersi, Hz. Ömer gibi adil olur, herkesin hakkına hukukuna saygı gösterir, herkesi merhametle, sevgiyle kucaklar kimseyi dışlamaz ve zulmetmezdik.

Muhammedi ahlâkla, yani Kuran ahlâkıyla ahlâklanmamız dileğiyle, sevgiyle kalın, hoşgörüyle kalın ve de dostça kalın.



Diğer Son Köşe Yazıları:
Abdi Satıroğlu

Abdi Satıroğlu

Ah O Ruslar!

Mahiye Morgül

Mahiye Morgül

Tansu Çiller'in Cumhuriyet Müzesinde Ne İşi Var?

Melike Zafer Gürgen

Melike Zafer Gürgen

Sağlık Olsun

Mehtap Gencer

Mehtap Gencer

Bir Şarkısın Sen

Şinasi Şirin

Şinasi Şirin

Sen Treni Kaçırdın İlhan Ağabey... Gelsin "Yavaş" Yavaş..

Av. Ersin Parlat

Av. Ersin Parlat

Büyük Sınav

Şevket Demir

Şevket Demir

Akrabalık ve Akrabalar Arasında Yapılan Kahvaltı ve Yemeğin Amacı

Mersin Tercüman.   Haftalık Yerel Siyasi Gazete.   Web Sitemiz'de bulunan hiçbir malzeme yeniden yayınlanmak amacı ile kullanılamaz. Copyright© Mersin Tercüman 2005, tüm hakları saklıdır.   mersin@mersintercuman.com
BİZE ULAŞIN
E-posta
 : 
Telefon
 : 
+90(506) 443 37 30
GSM
 : 
+90(506) 443 37 30 , +90(532) 747 71 73
Adres
 : 
Kiremithane Mahallesi, İstiklal Caddesi, Atlas Apt. No:87 Kat:1 No:4 Akdeniz / Mersin
(Özgür Çocuk Parkı yanı - Atlıhan Oteli karşısı)
 
 
ARŞİV
Sayfa başı kayıt adedi: