rss

Tarayınızda RSS Okuyucu yüklü ise,
Site haber akışımıza üye olabilirsiniz.

Bugün Günlük Ziyaret: 1.760 (1.642)

Toplam Ziyaret: 19.151.000 (17.384.065)

Yeni tasarımımızla sizlere daha rahat kullanım sunuyoruz. Görüş ve düşüncelerinizi bekleriz.
Mersin Tercüman Gazetesi sizlerle büyümeye devam ediyor. İlginize teşekkür ederiz…
26 Ekim 2020
Sayı : 867,868
Bu kayıt toplam
225 kez okundu.
fb sharer tt sharer g+ sharer
M. Can Özkardeşler
M. Can Özkardeşler

BEDEN HAPİSHANESİ

Son elli yılda insanoğlu maneviyattan uzaklaştı, maddenin esiri oldu. Eskiden kanaatkâr olan insanımız, azla yetinmemeye başladığı gibi, bir de kendi rızkını bıraktı başkasının kazancına göz dikti; işte bu da nefsinin isteklerine köle olmasına neden oldu. Ben daha iyisini hak ediyorum, benim neyim eksik diyen bencil insan, kendisine bahşedilen bu dünyanın nimetlerinden elinden geldiğince faydalanmak yerine hırsa kapıldı ve "hepsi benim olmalı, daha güzelini, daha fazlasını elde etmeliyim, bedeli ne olursa razıyım " psikolojisiyle hep bana, hep bana diyerek bireyselleşti ve zevki sefaya dalıp, verilen ömrünü heba etti.

Daha çok kazanma hırsı, kazanamayınca da hiddetlenme, haset, öfkelenme, benim olmadı onun da olmasın duygusu ve akabinde yolsuzluklara batma, haram yeme, kamu malını yeme gibi kötü alışkanlıklar bizleri doğru yoldan ayırdı ve içimizdeki şeytanın, kötülüğün, bedenimizin arzularının esiri olmasına sebep oldu.

Aslında bu esaretten kurtulmak, hür olmak için dünyadan geçmek; yani isteklerimizin, paranın, malın, mülkün, evladın kölesi olmamız gerek. Tabii ki çalışıp rızkımızı elde etmeli dünya nimetlerinden faydalanmalıyız ama kazancımıza da tapmamalıyız. Bir büyüğümüz, " Parayı kasaya koyun, gönlünüze koymayın" derdi. Ama bugün geldiğimiz noktada insan paranın, gücün esiri olmuştur, paranız varsa sözünüz geçiyor yoksa vay halinize diyen insan daha da bencilleşmiş, bencilleştikçe de yalnızlaşmıştır.

İçimizdeki benle devamlı savaş halindeyiz, bencillik, benlik tüm bedenimizi sarmış, bizi esir etmiş. Ben güzelim, ben yakışıklıyım, ben akıllıyım, en iyi ben bilirim, ben zevkliyim, en güzel yemeği ben yaparım gibi pek çok örnek verebiliriz. İşte bu benlik duygusu, gurur, kibir, kendini beğenme bizi ele geçirince insanlığımızı kaybeder, bedenimizin istekleri karşısında onun kölesi haline geliriz.

Şimdi sözü, gaflet, gam, dert, tembellik ve gönül karanlığı gibi ne varsa, hepsinin yere mensup ve aşağılık bir şey olan bedenden ileri geldiğini beyan eden Pirimiz Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumi'ye kulak verelim:

Gaflet bedenden ileri gelir. Yani bedene ait istekler, bizi Hakk'tan uzaklaştırır. Beden, ruh ölünce, yani Hakk aşıkı, bedenle ilgili nefsani arzulardan kurtulunca mutlaka ilahi sırları görür. Şu üzerinde yaşadığımız yeryüzü, dünya, gökyüzünden, hava boşluğundan kalkacak, ayrılacak olursa, benim için de senin için de ne gece kalır, ne de gölge.

Nerede bir gölge ve gölgelik, nerede bir gece varsa, onlar hep göklerden ve aydan değil, yeryüzünden meydana gelmiştir. Duman hep odundan çıkar, kıvılcımlar saçan ateşlerden çıkmaz. Vehim yanlışlara düşer, yanılır, hâlbuki akıl ancak doğruya yönelir, doğruyu bulur.

Her ağırlık, her usanç bedendendir. Ruh ise hafifliği yüzünden, rüyalarımızda olduğu gibi hep uçma halindedir. Gerçekten de bütün eserlerin, her şeyin yaratıcısı Allah'tır. Fakat her şeyin dış yüzüne bakanlar, kabukta kalanlar, illet ve sebepten başka bir şey görmezler.

Kabuktan kurtulmamış bir içe, ne hekimden, ne de bir ilaçtan fayda vardır. İnsanoğlu ikinci defa doğunca, yani ana rahminden doğduğu gibi, kendi bedeni rahminden de doğup nefsin arz

Sebepleri ayağının altına alan kimsenin " illet-i ula" dini ve mezhebi olmaz. "Cüz'i illet" de ona bir zarar vermez. Böyle bir kimse, ufuklarda güneş gibi gerçeklik (ihlâs gelini) ile birlikte uçar durur. Şekil, suret artık ona bir duvak olmuştur. Hatta o ötelerde, ufuklarda, göklerden de dışarıdadır. Ruhlar ve akıllar gibi mekânsız bir âlemdedir. Ve hatta bizim akıllarımız, onun gölgeleridir. Gölgeler gibi onun ayaklarına kapanırlar.

Müctehit, bir mesele hakkında nass( kesin bilgi) tanırsa, bilirse, bir hükümde artık kıyaslama düşünmez. Fakat bir hükümde nass bulunmazsa, o vakit kıyaslamaya başvurur, onunla hükme varır. Sen nass'ı, kutsi ruh olan Cebrail (a.s)'in Peygamber efendimize getirdiği ilahi vahiy olarak bil.

Cuz'i aklın yaptığı kıyas bunun aşağısındadır. Akıl ruhtan, zekâ ve anlayış elde etmiştir. Yani ruh olmayınca, akıl da olmaz. Ruh nasıl olur da, aklın buyruğuna uyar? Ruh akla tesir eder de, o yüzden akıl bir karara varır, bir tedbirde bulunur. Ruh, Nuh(a.s)'ı tasdik ettiği gibi seni de tasdik etti, senin emrine uydu ise, nerede deniz, nerede gemi, nerede Nuh tufanı?

Akıl kendisine beliren şuur ve zekâ eserini, ruhun kendisi sanır. Ama güneşin ışığı, güneşin kendisinden iyiden iyiye uzaktır. Bu sebepledir ki gerçek Hakk yolcusu, bir lokma ekmekle yetinerek riyâzat yapar ve böylece, güneşin ışığı gibi olan ruhun nurundan aslına, yani sıfatlardan zâtına ulaşır. Çünkü sufli âlemde bulunan nur, gece gündüz her zaman yoktur. Güneşin nuru akşam olunca kalmaz.

Fakat nurun aslına ulaşan, zat tecellisine mazhar olan kişi, her zaman o nura dalmış bir haldedir. Ne bir bulut onun yolunu keser, ne de nuru gurûb eder. O kişi, göğüsleri yakan, yandıran ayrılıktan kurtulmuştur. Böyle bir kimsenin aslı, göklerdendir. Yahut da toprağa mensuptur, Allah'ın lütfuyla bir cezbeye kapılmış, beşeriyetten ruhaniyete yükselmiştir. Çünkü hakikat güneşinin tecellisine toprağa mensup olanlar dayanamazlar.

Eğer güneşin ışığı, her vakit toprağa vursa, onu öyle yakar ki, toprak meyve ve mahsûl veremez olur. Daima su içinde bulunmak balığın işidir. Yani vahdet denizinde daima yüzen velilerdir. Yılan ahlâklı kimseler, velilerle yoldaşlık yapamaz. Fakat bu dünya dağında öyle hünerli, kurnaz yılanlar (sahte şeyhler) vardır ki, tarikat denizinde balıklık etmeye kalkışırlar. Onların hileleri, halkı çıldırtırsa da, denizden nefretleri, kendilerini halk arasında rezil eder.

Vahdet ve hakikat denizinde de, öyle usta balıklar vardır ki, onlar, büyüyle yılanı balık yaparlar. Onlar ululuk denizinin balıklarıdır ki, o celal denizi onlara helal sihirler öğretir. Olmayacak şey onların gücü ile olur. Uğursuzluk onların yanına gelince kuvvetli olur, uğurlu kesilir.

Bu bahsi kıyamete kadar söylesem yine bitmez, yüzlerce kıyametler kopar ve geçer de yine bu bahis tamam olmaz.(Mesnevî cilt 3. Beyit 3566-3600 Şefik Can Dede)

Şu beden hapishanesinde hür olmak, ölmeden önce ölmek yani nefsin bitmek bilmeyen isteklerinin kölesi olmadan, kimseyi kırmadan, kimseden kırılmadan ve hor görmeden yaşayıp, iyilerden olarak can kuşumuzu uçurup bu âlemden göçüp gitmek dileğiyle, sevgiyle kalın, hoşça kalın ve de dostça kalın.



Son Köşe Yazıları:
Abdi Satıroğlu

Abdi Satıroğlu

Uyduk Hazır Olan İmama!

Mahiye Morgül

Mahiye Morgül

Rize'de Antik Bahriye Körfezi Askoroz

Melike Zafer Gürgen

Melike Zafer Gürgen

Koza-Kelebek- Yaşam Yolu

Mehtap Gencer

Mehtap Gencer

Mutlu Ol Kalbim

Şinasi Şirin

Şinasi Şirin

Dünya Nerde? Çin Nerde? Biz Nerede?

M. Can Özkardeşler

M. Can Özkardeşler

Başöğretmenimiz

Şevket Demir

Şevket Demir

İbrahim Ethem Hazretleri

Mersin Tercüman.   Haftalık Yerel Siyasi Gazete.   Web Sitemiz'de bulunan hiçbir malzeme yeniden yayınlanmak amacı ile kullanılamaz. Copyright© Mersin Tercüman 2005, tüm hakları saklıdır.   mersin@mersintercuman.com
BİZE ULAŞIN
E-posta
 : 
Telefon
 : 
+90(506) 443 37 30
GSM
 : 
+90(506) 443 37 30 , +90(532) 747 71 73
Adres
 : 
Kiremithane Mahallesi, İstiklal Caddesi, Atlas Apt. No:87 Kat:1 No:4 Akdeniz / Mersin
(Özgür Çocuk Parkı yanı - Atlıhan Oteli karşısı)
 
 
ARŞİV
Sayfa başı kayıt adedi: