rss

Tarayınızda RSS Okuyucu yüklü ise,
Site haber akışımıza üye olabilirsiniz.

Bugün Günlük Ziyaret: 1.323 (1.281)

Toplam Ziyaret: 24.015.618 (22.002.768)

Yeni tasarımımızla sizlere daha rahat kullanım sunuyoruz. Görüş ve düşüncelerinizi bekleriz.
Mersin Tercüman Gazetesi sizlerle büyümeye devam ediyor. İlginize teşekkür ederiz…
24 Ocak 2022
Sayı : 926
Bu kayıt toplam
420 kez okundu.
fb sharer
M. Can Özkardeşler
M. Can Özkardeşler

AĞAÇLARIN HAKİKATİ

Dünya şairimiz Nazım Hikmet, "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine" diyerek hürriyete, özgürlüğe ve birlikte kardeşçe, barış içinde yaşamamıza vurgu yapmıştır. Son yıllarda moda bir tabir var ya, " Hayatınıza anlam katın" diye; işte Nazım usta, bir birey olarak insanın kimseye bağımlı olmadan özgürce yaşamasına, ama aynı zamanda da sorumluluk bilinciyle yaşadığı toplumla bütünleşip, diğer insanları kucaklamasına, onlarla kaynaşarak birlikte, dostça yaşayabileceğine doğadan benzetme yapmış ve bir ot gibi olmamamızı bilakis hayatımızı anlamlandırarak bir çiçek olup etrafımıza mis kokular ve ışık saçmamızı istemiştir.

Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumi ise " Ey oğul, hür ol, bağını kopar ve kurtul. Ne zamana kadar altın ve gümüş(dünya malı) biriktireceksin, mal depolayacak, servet üzerine servet yapacaksın." Demiştir. Dünya malının esiri olanlar hep kendi menfaatini gözetlemiş, hep bana hep bana duygularıyla bencilce hareket edip diğer insanların hakkını yemiş ve birlikte kardeşçe yaşayamamışlar, onlara üstünlük taslamışlardır yani ormandaki ağaçlar misali olamamışlardır.

Ben küçük bir çocuk iken, çocuk aklımla kışın yapraklarını döken ağaçların çok üşüdüklerini sanırdım. Kar yağdığı zaman çıplak dalların üzerinde donan karın manzarası adeta bir sanat eseri gibi olur, çok da güzel görünürdü ama ben hep acırdım ağaçlara ve üşümesinler diye üzerlerindeki karları düşürmek için dallarını silkelerdim.

Aile büyüklerim beni karşılarına alır ve anlatırlardı esas evlerinde üşüyen muhtaç insanları, sokaklarda üşüyen hatta soğuktan donan sokak hayvanlarını, ağaçların üşümeyeceğini. Çok üzülüp ağladığımı gören annem acıların paylaştıkça azaldığını söyler ve bize yardımlaşma duygusunu aşılardı. Onun için de bir gün beni mahallemizdeki kimsesiz bir teyzenin oturduğu eve götürdü; Allah'ım gözlerime inanamamıştım; evin her yeri açıktı, soğuk hava içeri giriyordu, sanki sokakta oturuyor gibiydi, soba yoktu, soğuktan tir tir titriyordu.

O zamandan beri soğuk kış günleri benim için hep muhtaçlara kucak açma, onların barınma, beslenme ve giyinme ihtiyaçlarını karşılamayla geçer. Yakacak yardımı olarak o zamanlar odun ya da kömür alınırdı, yiyecek, giyecek yardımı yapılırdı; yani bir orman gibi kardeşçesine yaşayıp giderdik. Bizler şanslıydık çünkü Ahi bir dedenin torunları olarak güzel ahlâkı, sadakati, gıybetten kaçınmayı, bize bahşedilen hayatımızda kin, haset ve yalandan uzak durmayı, şefkatli, merhametli, adaletli, faziletli, iffetli ve dürüst olmayı, gözü, gönlü tok olmayı, iyiliği ve yardımseverliği, cömertliği, ikram ve kerem sahibi olmayı ailemizden görmüştük.

Ülke ekonomisinin kötü olduğu, hayat pahalılığının giderek arttığı, insanların geçim sıkıntısı çektiği şu soğuk kış günlerinde eski yaşadığımız günler gözümün önünden sinema şeridi gibi geçti. Etrafımızdaki muhtaç, kimsesiz fakir insanımızın elinden tutmanın tam zamanı diye düşündüm. Televizyonlarda yırtık ayakkabılarla karda ya da yağmur altında yürüyen insanları gösterdiği zaman bazılarımız inanmıyor, "Yirmi birinci yüzyılın Türkiye'sinde bu manzaralar olamaz, uydurma haber" deyip geçiştiriyorlar. Ya da halk ekmek kuyruklarında ucuz ekmek almak için saatlerce bekleyen insanları gösterdiklerinde," Kameralara poz vermek için ordalar" diyebiliyorlar. Ama ben onların gözlerinden, seslerinin titremesinden çektikleri acıları anlıyor, onları hissedebiliyor, içim acıyordu.

Aslında herkes bulunduğu şehrin kenar mahallelerine bir göz atsa burunlarının dibindeki bu insanları görecekler. Benim üzüldüğüm nokta, mahallelerindeki bu muhtaç insanlara çok yakınlar ama onların farkında değiller. Yani ormandaki ağaçlar gibi kardeş olamamışlar, birbirlerini ötekileştirdikleri için de sevgiyle kucaklayamıyorlar, acılarını paylaşamıyorlar.

Şimdi sözü, ağaçların hakikatini dile getirmiş olan Pirimiz Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumi'ye bırakalım:

Bu ağaçlar toprak altındaki insanlara benzerler. Ellerini topraktan dışarıya çıkararak, halka yüzlerce işaretler ederler. Yemyeşil dilleri, upuzun elleri ile toprağın gönlünden sırlar açarlar. Ağaçlar, kış gelince başlarını kazlar gibi su içine çekerler. Onlar soğuklarda çirkinleşmiş kargalaşmışken, ilkbahar gelince çiçeklerle, yaprak ve meyvelerle süslenir, güzelleşir, tavus haline gelirler.

Allah, onları kış mevsiminde hapsetmişti; hapiste sıkılmışlar, kargaya dönmüşlerdi. Allah acıdı da bahar gelince onları tavus haline getirdi. Kış onları öldürdü ama bahar gelince hepsini de diriltti, yapraklarla süsledi.

Allah'ı inkâr edenler derler ki:" Bu hal, yani ağaçların yapraklarının dökülmesi, sonra tekrar yapraklanması, eskiden beri olagelen tabii bir haldir. Bunu ne diye kerem sahibi Allah yarattı diyelim?"

Onların körlüğüne rağmen, yüce Allah, dostlarının gönüllerinde de manevi bağlar, bahçeler bitirir. Gönülde manevi kokular saçan her gül, Allah'ın sırlarından haberler verir durur. O güllerin kokuları, inkâr edenlerin burunları yere sürünsün diye perdeleri yırtar da âlemin çevresine yayılır.

Allah'ı inkâr edenler, o gülün kokusuna karşı kara böcek gibi dayanamazlar yahut da, davul sesinden ürken sinirli hastalara benzerler. Onlar, ruhlarını uyandıracak hakikatleri dinlememek için, kendilerini işe güce vermiş meşgul bir halde gösterirler, evliyanın üzerindeki nura sırt çevirirler, şimşek parıltısına karşı gözlerini yumarlar.

Nura karşı gözlerini yumarlar dedik ama aslında, onlarda göz yoktur ki yumsunlar. Göz ona derler ki, kendine manevi bir huzur verecek, eman verecek, onu hayran bırakacak şeyleri görsün.(Mesnevî cilt 1, beyit 2014-26)

Gerçekten iliklerimize kadar soğuğu hissettiğimiz şu kara kış günlerinde, etrafımıza yardım eli uzatalım, kimsesizlerin çığlıklarını duyalım, onları görelim, görmemezlikten gelmeyelim, ödeyemedikleri doğal gaz, elektrik ve su ücretlerini ödeyelim, sobası olmayanlara soba, odun ya da kömür alalım, onlardan bir tas sıcak çorbayı esirgemeyelim. İnsan sosyal bir varlıktır, o halde sosyal olmanın gereğini yapalım, içimizdeki sevgimizle soğuk gönülleri ısıtalım ve yardıma muhtaç kişilerin dertlerine maddi, manevi derman olalım. Ümidimizi kaybetmeyelim, bu kötü günler geçecek ve yaptığımız iyilikler bize kâr kalacak.

Yazımızı "Otuz beş yaş" şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı'nın " Memleket İsterim" şiiriyle tamamlıyorum: Memleket isterim, gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; kuşların çiçeklerin diyarı olsun. / Memleket isterim ne başta dert, ne gönülde hasret olsun; Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. / Memleket isterim ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; Kış günü herkesin evi barkı olsun./ Memleket isterim, Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; olursa bir şikâyet ölümden olsun. Sevgiyle kalın, dostça kalın.



Son Köşe Yazıları:
Abdi Satıroğlu

Abdi Satıroğlu

Stalin'in Tavuğu..

Melike Zafer Gürgen

Melike Zafer Gürgen

Şimdi; Farkında Olmak Vaktidir

Şinasi Şirin

Şinasi Şirin

İnsani Diplomasi, Yapmak ve Yıkma

M. Can Özkardeşler

M. Can Özkardeşler

His Merdivenleri

Mersin Tercüman.   Haftalık Yerel Siyasi Gazete.   Web Sitemiz'de bulunan hiçbir malzeme yeniden yayınlanmak amacı ile kullanılamaz. Copyright© Mersin Tercüman 2005, tüm hakları saklıdır.   mersin@mersintercuman.com
BİZE ULAŞIN
E-posta
 : 
Telefon
 : 
+90(506) 443 37 30
Adres
 : 
Kiremithane Mahallesi, İstiklal Caddesi, Atlas Apt. No:87 Kat:1 No:4 Akdeniz / Mersin
(Özgür Çocuk Parkı yanı - Atlıhan Oteli karşısı)
 
 
ARŞİV
Sayfa başı kayıt adedi: