ANASAYFA ·  HABER ARŞİVİ ·  BİZE ULAŞIN ·  SERİ İLANLAR  

Mersin Tercüman Gazetesi sizlerle büyümeye devam ediyor. İlginize teşekkür ederiz...
  Önceki «  Sayı : 556 / 15.07.2014  
18.01.2010  /  HABER NO.2920
Share

Can Müftüoğlu, "Yaptığınız işin en büyük karşılığı manevi tatmindir"


Toroslar İlçesine bağlı Atatürk İlköğretim Okulu'ndaki rehberlik çalışmaları içerisinde yer alan 8.sınıflara yönelik olarak yürütülen mesleki bilgi edinme projesi kapsamında öğrencilere 'doktor olmak' anlatıldı.

Proje kapsamında Mersin Toros Devlet Hastanesi Acil Servis Doktoru Can Müftüoğlu, Okul Müdür Yardımcısı Yavuz Gündüz ile birlikte, 8/B ve 8/A sınıflarındaki öğrencilere doktorluk mesleğinin güzel ve zor yanları hakkında bilgi verdi.

"En zor yan eğitim süresinin uzun olması"

Doktorluk mesleğinin en belirgin zor yanının eğitim süresinin uzun olması olduğunu söyleyen Dr.Can Müftüoğlu, "Lise eğitiminden sonra altı yıl süren zorlu bir tıp eğitimi alacaksınız.

Birinci yıl; fizik, kimya, biyoloji yani lisenin daha gelişmişinin tekrarı ve tıp mesleki derslerine giriş başlar. Anatomi ilk yılın en önemli dersidir. Her yıl giderek, ağırlaştırılan ve geliştirilen bir eğitim verilmeye başlar.

İlk üç senede pratik azdır, teorik eğitim yoğundur. Dördüncü sınıftan itibaren hastaneye geçersiniz. Ağırlıklı zamanınız hastanede, hastalarla içiçe geçer. Dahiliye, çocuk sağlığı ve hastalıkları, kadın doğum ve genel cerrahi olmak üzere 4 ana branşta ikişer ay staj görürsünüz.

4.sınıftan itibaren artık stajyer doktor olarak anılırsınız. 5.yıl bu 4 ana branşın dışında kalan bölümlerde stajlar yapılıyor. Yine hastanedesiniz. Altıncı yılda ise intörn doktor olarak anılırsınız. Teorik ders hemen hemen hiç yoktur. Hastanede aktif olarak acilde ve diğer servislerde nöbet tutarsınız, tamamen pratik bir eğitim alırsınız.

Altı yıl bittikten sonra artık bir pratisyen doktorsunuzdur. Doğuya yada batıya muhakkak atamanız yapılır. Bu altı yıldan sonra istediğiniz braşta uzmanlaşmak için asistanlık denilen bir evreye geliniyor. Bölümünüze göre 4 yıldan 6 yıla kadar süren bir dönemdir bu.

Bu dönemi bitirdikten sonra belli bir branşta uzmanlaşmış oluyorsunuz. Uzman olduktan sonra önünüzde iki yol var. Ya herhangi bir devlet hastanesinde yada özel hastanede çalışmaya başlarsınız yada eğitim kariyerinize devam edersiniz.

Bulunduğunuz yada gideceğiniz başka bir üniversitede öğrenciler yetiştirirsiniz. Bunun yoluda; uzman eğitiminden sonra yardımcı doçent olarak başlamamtır. Gerekli kriterleri tamamladıktan sonra doçentlik ünvanını alıyorsunuz. Bunda da kitap yazma gibi bazı şartları yerine getirdikten sonra profesör oluyorsunuz" dedi.

"Eğitim yolu meşaketli ama zevklidir"

Tıp eğitiminin meşaketli ama zevkli bir eğitim olduğunu söyleyen Müftüoğlu, "Okuması ekonomik olan zor bölümdür. Kitaplara pahalıdır, üniversite harçları yüksektir. Yorucudur. Ama bitirdikten sonra hepsine değecek. İleride yetiştirdiğiniz kişilerde sizi gururlandıracak birçok operasyona imza atacak. Hayat kurtaracak herşeyden önce.

Tıp mesleğinde herşeyden önce insanın en kutsal hakkı olan yaşama hakkına müdahale ediyorsunuz. Her iş yeri geldiği zaman en önemli meslek haline gelir mutlaka. Ama genel detayı ile düşündüğünüz zaman doktorluk mesleği sorumluluğu yüzünden diğer mesleklerin önüne geçiyor" diye konuştu.

"Mesleği sevmiyorsanız, çekilecek bir çile değildir"

Her işte başarılı olmak için yapılan işi sevmek gerektiğini belirten Dr.Can Müftüoğlu, tıpta bunun daha büyük önem taşıdığını dile getirdi.

Türkiye'de sağlık alanında yapılan başarılı işlerin haber değeri taşımadığını ifade eden Müftüoğlu, "Yapılan muayenelerin, ameliyatların içerisinden birtanesi bile olumsuz sonuçlansa yaptığınız binlerce başarılı ameliyatın sözü bile olmaz.

Bu yönden dönem dönem mesleği yaparken; burukluklar yaşayabilir, yeterince takdir edilmediğinizi düşünebilirsiniz. Onun için sevmek bu meslekte çok daha önemlidir.

Severseniz; çok takdir beklemezsiniz, kendi içinizde yaşayacağınız manevi huzur size en büyük mükafat olur. Çünkü gerçekten ateşler içinde yanan bir çocuğunun ateşini düşürdükten sonra, yüzünde gördüğünüz o gülümseme ve rahatlama bize bütün yorgunlugunuzu unutturur.

Bu mesleğinde en büyük karşılığı manevi tatmindir. Çok büyük huzur duyarsınız. Hayati tehlikesi olan bir hastayı hayata döndürüyorsunuz, bu olayın kutsallığını daha da perçinliyor" şeklinde konuştu.

"Hasta yakınları bazen işinizi yapmanıza engel olabilir, bunun için sabır gerekiyor"

Doktorların yaşadığı en büyük sorunlardan birtanesinin de hasta yakınları ile çıkan anlaşmazlıklar olduğunu kaydeden Can Müftüoğlu, "Biz bir çok olayda hastamızla ve hasta yakınlarımızla empati kurmak durumundayız.

Hasta yakınları için en önemli hasta kendi hastalarıdır. Bazen işinizi yapmanıza bile engel olabilirler. Bizde etten kemikten yaratıldık. Onların o andaki üzüntülerini ve endişelerini anlayabiliyoruz. Bu yüzden yaşanan her olay tatlıya bağlanır.

Ama bu durumlar karşısında sağlık ekibinin çok anlayışlı ve sabırlı olması gerekiyor. Başarılı olmak istiyorsanız, doktorluğu seveceksiniz, saygı duyacaksınız ve üst düzeyde efor harcayacaksınız" dedi.

"Bu işe ekonomik olarak bakmayın"

Doktorluk mesleğini seçerken, olaya ekonomik olarak bakılmaması gerektiğine de vurgu yapan Müftüoğlu, "Çok büyük paralar için bile yeri gelir çekilmez hale gelir. Yüreğinizde insanlara yardım etme, insan sevgisi gibi duygular besliyorsanız, ancak o zaman bu işi düşünebilirsiniz. Çünkü biz de önemli olan budur.

Doktorun hayati garanti, çok para kazanıyor düşüncesi ile bu işe girerseniz, yarın hüsrana uğrarsınız. Staj dönemlerinizde hastanelerden para almayacaksınız. Türkiye'de 80 bin hekim varsa, bunun 5 bini büyük paralar kazanıyordur. Geri kalan devlet memurudur, belli bir maaşla çalışıyordur.

"Türk hekimlerinin başarısı dünya standartlarının üzerinde"

Türk hekimleri ile Avrupa'daki hekimlerin günlük baktığı hasta sayısı arasında büyük farklılıklar olduğunu dile getiren Can Müftüoğlu, şunları kaydetti: "Avrupa'daki bir doktor günde 15-20 hastaya bakarken, Türkiye'deki bir doktor 60-70 yeri geldiğinde 100 hastaya bakıyor. Ama buna rağmen Türk hekimlerinin başarısı dünya standartlarının üzerindedir.

"Kişisel ve toplumsal sağlığımıza dikkat etmiyoruz"

Tabi Türkiye'de doktor başına düşen hasta sayısının bu kadar yüksek olmasında, kişisel ve toplumsal sağlığımıza dikkat etmemiz de büyük rol oynuyor. Ülkemizde önleyici hizmetler henüz istenilen seviyeye ulaşmamıştır.

Ellerimizi sık sık yıkamanın faydasını bile saatlerce anlatmakla bitiremem. Mesela, aşılarımızı zamanında yaptırsak, otomatik bazı hastalıklardan korunuruz. Trafik kurallarına dikkat etsek, daha az kaza olur.

Bu konuda ya yeterince eğitim almıyoruz, yada aldığımız eğitimi geri plana atıyoruz. Gelişmiş ülkelerde gelişmişlik derecesi kişi başına kullanılan temizlik malzemesi ile, sabun miktarıyla bile ölçülüyor. Bir gelişmiş ülkede yılda kişi başına düşen sabun miktarı 100 kilo iken, geri kalmış ülkelerde bu 5-10 kiloya kadar düşüyor.

Tabi ki bu ülkelerde hastalıklar azalır, sağlıklı toplumlar yetişir. Bizim ülkemizde ise çocuklar doğal bağışıklık ortamında yetişiyor. Tozun toprağın içinde oynuyorlar. Ama yine de her türlü şarta rağmen yine de önleyici hizmetlerin başarısından dolayı bir yerlere gelmiş sağlık teşkilatımız var.

"Artık ameliyat olmak için yurtdışından Türkiye'ye gelen birçok hasta var"

Türkiye'nin sağlık alanındaki teknolojisi Avrupa'daki teknoloji ile eşit durumda artık. Eskiden bir by-pass ameliyatı için Avrupa'ya birçok hasta gidiyordu. Şimdi ise birçok hasta Avrupa'dan Türkiye'ye geliyor. Türk sağlık teşkilatının Avrupa'dan bir eksiği yok, hatta deneyim ve tecrübe yönünden daha çok birikimi var."

"Hasta sayısının çok olması 'görerek öğrenme'yi destekliyor"

Türkiye'deki hasta sayısının fazla olmasında dolayı tıp eğitimi alan öğrencilerin 'görerek öğrenme' fırsatının da oldukça yüksek olduğunu dile getiren Can Müftüoğlu, "Ne kadar çok hasta görürseniz, o hastalıkla ilgili o kadar çok bilgi sahibi olursunuz.

Bizim ülkemizde de bu konuda sıkıntı yok. Zaten tıp eğitiminde kesinti diye birşey yoktur. Herşey kitaptaki gibi değildir. Tıp her gün ileriye gidiyor, her gün yeni bir hastalık, yeni bir tedavi yöntemi çıkıyor. Onun için uzmanda olsanız, profesörde olsanız, pratisyende olmasınız hayat boyu okuyacaksınız, gelişmeleri takip edeceksiniz" diye konuştu.

Müftüoğlu, konuşmasının sonunda öğrencilerin meslek hakkında sorduğu sorulara cevap vererek, merak ettikleri konularda bilgi sahibi olmalarını sağladı.

Konferans sonunda bir açıklama yapan Atatürk İlköğretim Okulu Müdür Yardımcısı Yavuz Gündüz ise, projenin 2009 yılının Ekim ayından bu yana sürdürüldüğünü açıkladı.

Çocukların ilgi duyduğu meslekleri yakından tanımaları ve yetkili ağızdan öğrenmeleri için mesleklerinde uzmanlaşmış kişilerlerle sınıflarda böyle bir uygulama başlattıklarını kaydeden Gündüz, amaçlarının öğrencilere meslek seçimlerinde yol göstermek olduğunu dile getirdi.



Toplam 1449 kez okundu.
Web Sitemiz'de bulunan hiçbir malzeme yeniden yayınlamak amacı ile kullanılamaz.

Copyright© Mersin Tercüman 2005, tüm hakları saklıdır.


mersin@mersintercuman.com


 » KÖŞE YAZARLARIMIZ
  ABDİ SATIROĞLU

Abdi Satıroğlu
Sağlığımı Merak Eden Dostlara Selam Olsun...

Hasta oldum birden bire...

Halk dilinde "Beyin Krizi" dedikleri, yüksek tansiyona bağlı bir rahatsızlık. Yani beynimde iki damarım tıkandı. Buna paralel bazı organlarımda da güç kaybı yaşadım.

Onlara teşekkür ederim..

Onlar; kendilerini bil...
  MAHİYE MORGÜL

Mahiye Morgül
ÇAYKUR'un Soğuk Çay Reklamında
Denge Kıran Virüs Var!


Çaykur yönetimi, "di-di" adını verdikleri soğuk çay reklamının içine Ramazan'ı soktu. Ankara sokaklarında bu afişleri gördüm. Bu kadar olmaz! Bir Rizeli olarak kınıyorum.

Dinin siyasete alet edilmesinden geçtik, artık reklamlara alet edilir oldu.

Afişteki T...
  MEHMET EMİN AYDINBAŞ

Mehmet Emin Aydınbaş
Ekmek İçin Ekmeleddin

Bu sloganı duyunca, insanın ilk tepkisi "şaka mı bu?" oluyor. Beyler; biraz ciddiyet lütfen. Liseler arası münazara yarışmasında değiliz. Türkiye Cumhurbaşkanını seçecek. Ortaya atılan adayların da onların seçim kampanyalarının da bu seçimin ciddiyet ve ön...
  MELİKE ZAFER

Melike Zafer
Vermeyince Ma'bud, Neylesin Sultan Mahmut..

Meşhur sözün hikayesi…..

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış.

Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.

'Tıkandı baba, çay getir Tıkandı baba, oralet getir.'

Bu durum Sultan Mahmut'un dikkatini çekm...
  AHMET AKIN

Ahmet Akın
Ekmel Bey'in Yükselişi

Cumhurbaşkanı adayı Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun halk desteği sürekli yükseliyor. Elbette işi kolay değil. Karşısında devlet var, hükümet var, havuz medyası var, en önemlisi çamur siyasetinin ustası (!) var. Bunun yanına bir de, CHP'li "istemezükçüleri" ekl...
  MEHMET ÇALIŞKAN

Mehmet Çalışkan
Yaramaz Çocuk İsrail İşbaşında

Son günlerde medyanın sürekli olarak dile getirdiği ancak insanların kayıtsız kaldığı bir durumla karşı karşıyayız. İsrail günlerdir; Gazze'yi vurmaktadır. İsrail bu saldırısını sebebini, üç vatandaşının kaçırılmasına ve öldürülmesine bağlamaktadır. Yaklaşık bir ...