 |
Türkülerimiz (3)
Ekrem Yaman
|
Kültür Bakanlığı Milli Folklor Araştırma Dairesi Başkanlığının (MİFAD) Şanlıurfa'dan Derlenen Türküler ve Oyun Havaları isimli eserinde 39 adet türkü yer almaktadır.
 Ben ve emsâllerimin çocukluğundan beri türkülerini dinleyerek büyüdüğü bazı THM sanatçılarının isimlerini zikretmek herhalde bir vefâ borcunu ödemek sayılır: Ahmet YAMACI, İzzet ALTINMEŞE, Nida TÜFEKÇİ, Neriman ALTINDAĞ TÜFEKÇİ, Şahin GÜLTEKİN Can ETİLİ, Saniye CAN, Yalvaçlı Ali CAN, Nezahat BAYRAM, Ahmet BAYRAM, Yücel PAŞMAKÇI, Yavuz TAPUCU, Soner ÖZBİLEN, Mehmet ERENLER, Ümit TOKCAN, Kâmil SÖNMEZ, Ramazan ŞENSES, Selahattin ERORHAN, Selahattin ALPAY, Özay GÖNLÜM, Ali Rıza GÜNDOĞDU, Sümer İZGÜ, Mehmet ÖZBEK, Ömer ŞAN, Bilge ŞAN, Tuğrul ŞAN, Bedri AYSELİ, Bedia AKARTÜRK, Muharrem ERTAŞ, Neşet ERTAŞ, Ürgüplü Refik BAŞARAN, Huri SAPAN, Nuri SESİGÜZEL, Ruhi SU ve daha nice isimler saz, söz ustası ve derlemeci olarak unutulmazlar arasına girmişlerdir. Fakülte dönem arkadaşım olup Kültür Bakanlığı Ankara Devlet THM Korosu Sanatçısı olan Salih TURHAN 300 halk ezgisi derlemiş, notaya almış ve bazısı ortak bu konuda 15 eser yayımlamıştır. Halil ATILGAN'ın Çukurova Türküleri isimli kitabını herhalde görmüşsünüzdür. Sadi Yaver ATAMAN, oğlu Adnan ATAMAN da folklor, türkü derlemelerinde önemli isimlerdir. "Hekimoğlu" türküleriyle tanıdığımız Ümit TOKCAN sahasında zirve isimlerden biridir.
 "Öğretmene varamadım,
 Naylon çorap giyemedim,
 Karyolada yatamadım.
 Abum abum kız abum,
 Sebebim sensin abum." diyen bu Tokat türküsüne iyi kulak verelim. İnsanlık, tabiat karşısında tahribatının gücü ölçüsünde elde ettiği üstünlük yolunun çıkmaz sokak, hatta uçuruma açılan yol olduğunu fark edip, dün uğrunda çabaladığı nice şeyden bugün kaçar hâle gelmiştir. Nerede 25 yıl öncesinin naylon çorapları… "Naylon çorap giyemedim" diye hayıflanan genç kız hasretini türküye dökmüştür.8
 Ahmet Hamdi TANPINAR Beş Şehir isimli kitabında türküyü şöyle tarif eder: "(…) ezik, eritilmiş kurşun gibi yakıcı ve yaktığı yerde öyle külçelenen türküler…"9
 TANPINAR'a göre türküler, hayatın sürekliliği içinde bir yığın değişmeye rağmen daimi kalan, aslî yanımızı ifade ederler.
 Yazar Huzur isimli romanının kahramanı Mümtaz' a şöyle söyletir: Mümtaz "Aç kapıyı bezirgân başı" diye türkü söyleyerek oyun oynayan kız çocuklarını görünce: "Nuran bu oyunu çocukluğunda muhakkak oynamıştı. Ondan evvel annesi, annesinin annesi de aynı oyunu oynamışlardı. Devam etmesi gereken işte bu türküdür. Çocuklarımızın bu türküyü söyleyerek, bu oyunu oynayarak büyümesi… Her şey değişebilir, hattâ kendi irademizle değiştiririz. Değişmeyecek olan, hayata şekil veren, ona bizim damgamızı basan şeylerdir."
 Yazar, Huzur romanında Mümtaz' a söylettiği bu fikirleri bir makalesinde aşağı yukarı aynı şekilde tekrar eder: "Zamanın ritmi, yaşama zarûretiyle bizi değiştirse de hayat devam etmesini bilir. Bu türkülü çocuk oyunu yüzyıllar önce olduğu gibi şimdi oynanmakta, yüzyıllar sonra da oynanacaktır." Tanpınar, "Her şey değişecek, fakat o kalacaktı ve olduğu gibi kaldığı için biz de, bir yığın değişiklik üstünden yine eskisi olarak kalacaktık." der ve bu sürekliliği hayatın mucizesi olarak görür.
 Halkımıza ve hayatımıza ne kadar yaklaşırsak o kadar mes'ut olacağız. Biz bu türkülerin milletiyiz." 10 Bu sözleri Huzur' da İhsan söyler.
 Türkülerde ıstırap vardır, doğru. Fakat türkülerde sadece söyleyiş vardır. Onların "kederleri hakikî olsa insan kalbi yarım saat tahammül edemez. Burada bir kalabalıkla karşı karşıyayız. Tecrübe bir kişinin değil, bütün medeniyetindir." 11
 Bizim insanımızın romanı türkülerde gizlidir. Anadolu'nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka Konya türkülerinden gitmelidirler. Yemen türküsü ile ona benzer türküler Anadolu'nun iç romanını yaparlar. "Di gel di gel da aaş gel!" diye atılan çığlıklar bu toprağın üstünde yaşayanların asıl romanını verirler.12
 " 'Yaz gelende çıkam yayla başına,
 Kurban olam toprağına taşına,
 Zâlim felek ağu kattı aşıma.
 Ağam, nerden aşar yolu yaylanın?' diye başlayan bu acayip, kudretli ıstırap hangi ümitsiz gurbetten doğmuştur?" 13
 "Gezi bağlarında bir top gülüm var" diye başlayan türkü ise hiç fark edilmeden yutulan bir avuç zehre benzer.14
 Gençliğimizin her Kerkük türküsünde içinden bir şeyler kopmalı, kırılmalı, ezilmeli.
 Eğer gözümüzün nurunu, alnımızın terini ve tecrübelerimizi bu genç ve verimli topraklardan esirgersek, yarın çiçeklerle gülümseyen baharlar yerine, ucu kanlı hançerleriyle sırıtan fırtınalar yaşarız." 15
 Türkülerimiz de hayatımızın birer parçasıdır, bizden ayrılamaz. Çok meşhur Kerem ile Aslı hikâyemizin kahramanı Âşık Kerem Erzurum dağlarında kışa tutulur ve sevgilisi Aslı'ya şöyle seslenir:
 Bir han köşesinde kalmışam hasta,
 Gözlerim kapıda kulağım seste,
 Kendim gurbet ilde gönül sılada!
 Gelme ecel gelme üç gün ara ver,
 Al benim sevdamı götür yâre ver.
 Gönlümüze ve ruhumuza hitap eden bu lirik türkünün ardından okuyacağınız "Estergon Kal'ası" manzumesi, bizleri büyük mücadelemizin şuurunda birleştirecek kudrettedir.
 Estergon kal'ası subaşı durak,
 Kemirir içimi bir sinsi firak,
 Gönül yâr peşinde yâr ondan ırak!
 Akma Tuna akma ben bir dertliyim,
 Yâr peşinde koşar kara bahtlıyım.
 "Kâtip" türküsü, sözü ve ezgisi ile yalnız İstanbulluların değil, hepimizindir.
 Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur,
 Kâtibimin setresi uzun eteği çamur,
 Kâtip uykudan uyanmış gözleri mahmur.
 Kâtip benim ben kâtibin el ne karışır,
 Kâtibime kolalı da gömlek ne güzel yaraşır.
 "Havada bulut yok" türküsü imparatorluğumuzun son savaşları sırasındaki ıstırabı büyük bir sâdelik içinde dile getirir.
 Havada bulut yok bu ne dumandır,
 Mahlede ölen yok bu ne figândır.
 Soğuksu, Kırım'da Sudak ilinde bir kasabadır. "Soğuksu" türküsü, Rusların kasabayı işgâlinden sonra yakılmıştır.
 Biz gideriz Kırım'dan ey yâr ittifak idüp,
 Aytır da ağlarım.
 YEMEN TÜRKÜLERİ
 380 yıllık hâkimiyetimiz sırasında Yemen, bizden çok daha fazla maddî imkânlar kazanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu ise devamlı kaybetmiştir. Yüz binlerce şehide mezar olan Yemen toprakları, Anadolu'nun bağrını devamlı olarak dağladı; yakılan içli türkülerin dul gelinler, sıska öksüzler ağzından hicranla karışık dökülüşleri kalplerde acı bir tortu ve gözlerde ebedî gözyaşı bırakmıştır.
 MIZIKA ÇALINDI
 Mızıka çalındı, düğün mü sandın,
 Al yeşil bayrağı gelin mi sandın,
 Yemen'e gideni gelir mi sandın.
 Tez gel ağam tez gel dayanamirem,
 Uyku gaflet basmış uyanamirem,
 Ağam öldüğüne inanamirem.
 (Erzurum-Faruk KALELİ'den)
 Yemen'e gidenin dönmeyeceği bilinen bir husustu. Ancak hiç kimse bunun sebebini araştırmıyordu. Yalnızca "nedendir?" diye soruyor, ötesini Allah'a bırakıyordu:
 Devam Edecek
 8 Galip ADIYOK, "Naylon Çorap Giyemedim," Cemre Dergisi, Sayı: (2-3), 1995, s. 18.
 9 Ahmet Hamdi TANPINAR, Beş Şehir, İstanbul, 1969, s. 103.
 10 Ahmet Hamdi TANPINAR, Huzur, s. 275.
 11 Ahmet Hamdi TANPINAR, Huzur, s. 275.
 12 Ahmet Hamdi TANPINAR, Huzur, s. (56-57).
 13 Ahmet Hamdi TANPINAR, Beş Şehir, s. 55.
 14 TANPINAR, Beş Şehir, s. 104; Cemal KURNAZ, "Tanpınar ve Türküler," Millî Kültür Dergisi, Sayı: 44 (Mart 1984), s. (44-47).
 15 Tarık KILIÇARSLAN, "Atiye Şavkı Vuranlar," Millî Kültür Dergisi, Sayı: 51 (Aralık)
Toplam 163 kez okundu.
|
|
 |