|

|
|
|
Önceki «
Sayı : 359 / 06.09.2010
|
|
|
26.07.2010 / KÖŞE YAZISI NO.1844 |
|
 |
 |
Nurculuk ve Said-i Nursi
Mehmet Emin Aydınbaş
|
Bundan önceki iki yazımızda Dini cemaatlerin Tarşkat kısmını ele aldık. Fakat, bir de tarikat ve tasavvufla bağlantılı olmayan dini cemaatler vardır. Bunlardan en önemlisi, Nurculuktur.
 Kurucusu Bediüzzaman Said Nursi'dir. Osmanlı döneminde lakabı "Kurdi" idi, İttihat ve Terakki'ye üye olmuş, Osmanlı'nın son on yılında ve Kurtuluş Savaşı lehinde fetva yayınlayan aktif bir siyasal aktör iken, Mustafa Kemal'in devrimleri başlattıktan sonra özellikle Şeyh Sait İsyanı sonrası (Şeyh Said'in çağrısına katılmamış olmasına rağmen) Doğudan Batıya sürülen Kürt dini liderlerle birlikte sürgüne gönderilerek Isparta'nın Barla nahiyesinde ikamete mecbur edilmiştir.
 Burada kendini "Risale-i Nur" adını verdiği eserlerini yazmaya adamıştır. Risale veya Risale-i Nur:"(risale kıtapçık demektir) veya "Işık kitapcıkları"; Nurcu hareketin kurucusu Said Nursi'nin toplu eserleri genellikle bu şekilde adlandırılır.
 Bir tür Kuran tefsirini andıran Risale-i Nur'un, Nurcular açısından imanımızı kurtarmak için öncelikli olarak okunması gereken (Müslümanlar nezdinde Kutsal olan sadece Kuran ve sünnettir) bir eser değeri vardır.
 Yüzyıl başının Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınmış bu eserin, anlaşılması zordur ve asgari düzeyde de olsa bir irşadı gerektirir.
 Bu eserlerinde, pozitivist rasyonel düşüncenin akli verilerle iman esaslarına saldırısı karşısında, gene aynı yolla (rasyonel) akılcı delillerle iman esaslarını savunmuştur.
 Eserlerinde, sanılanın aksine, hiçbir siyasal mesaj içermediği, geleceğe ilişkin bir siyasal model projesi sunmadığı görülmektedir.
 İşte tam da bu nedenden dolayı, İslami tezlerini, bir siyasal proje formatında topluma demokratik yolla benimsetme hareketi olan Erbakan'ın "Milli Görüş" hareketine (başlangıçtaki kısa bir süre hariç) hep karşı olagelmişlerdir.
 Said Nursi, 23 Mart 1960'da Şanlıurfa'da yaşamını yitirince, tarikatı, bundan sonra ne olacak kaygısına düştü. Nurcuların bir kesimi, cemaatin başına bir kişinin seçilmesini isterken, bir kesimi de Said Nursi'nin en yakınlarından oluşan bir istişare heyetinin kurulmasını ve ağabeyler konseyinin hareketi yönlendirmesini uygun görüyordu.
 Tahiri Mutlu, Mustafa Sungur, Ceylan Çalışkan, Hüsnü Yeğin, Bayram Yüksel, Mehmet Fırıncı gibi Nur Cemaatin ağabeyleri içlerinde en cevval, en fedakar gördükleri Zübeyir Gündüzalp'i bu hareketin başına seçtiler.
 Kendileri de Zübeyir Gündüzalp'in altında bir istişare heyeti oluşturdular. Zübeyir Gündüzalp'in lider seçilmesi cemaatin içindeki tartışmaları bitirmedi. Saidi Nursi'nin sağlığında başlayan yazıcılar ve okuyucular bölünmesi bu kez, açıkça ortaya çıktı.
 Saidi Nursi'nin ölümünden ve 27 Mayıs ihtilali'nin gerçekleşmesinden sonra, bu karışıklık daha da büyüdü. Yazıcıların lideri Hüsrev Efendi hareket içinde saygın bir kişiydi, onun etkisiyle Yazıcılar, Denizli, Kütahya, Eskişehir, İzmir gibi yerlerde ağırlıklarını hissettiriyordu. Ege bölgesi, Yazıcıların kalesi oluvermişti kurulu vardır.
 Büyük kentlerde bu her semt veya mahallede olabilir. Cemaatin yerel etkinlikleri bu kurullarda konuşulur ve kararlaştırılır.
 Türkiye'nin genelini ilgilendiren meselelerde, her kurul bir temsilcisini gönderir. Kararlar istişare ile alınır.
 Nurcu olabilmek için bir kayıt veya sınav yoktur. Bu eserlerin içerdiği fikirleri benimsemek, okumak, yaygınlaşması için çaba göstermek; yani kendini bu misyona ait hissetmek yeterlidir."
 Bu nedenle de Türkiye'deki gerçek sayılarını belirlemek için somut bir ölçek yoktur. Zamanla, gerek istihbarat örgütlerinin katkısıyla, gerekse de değişen siyasal şartlar karşısında takınılan farklı tutumların, cemaatin, birçok bölünmeler yaşamasına neden olduğu iddia edilmektedir.
 Nur Hareketi en önce "Okuyucular" ve "Yazıcılar" olarak bölünmüşlerdi. Bu "risaleler" ilk yazıldığı dönemde, baskılı takip ve yasaklama yüzünden hep elle ve Osmanlıca olarak yazılır ve çoğaltılırdı. Daha sonra demokrasi ortamında, matbaalar devreye girince, bir grup, Nurculuğun orijinal yönteminin "elle yazılarak yayma ve öğrenme" olduğunu savunarak, matbaa baskısını reddetti. Bu tartışmalar daha Said-i Nursinin sağlığında başlamıştı.
 Said-i Nursi Matbaada Latin harfleriyle Türkçe olarak Risale-i Nur kitaplarının basılmasını kabul ve teşvik etmekle beraber, Osmanlıcanın da unutulmamasını sağlamak üzere bir kısım Nur talebelerinin de elle ve Osmanlıca olarak risalelerin yazılmasının gerekli olduğunu kabul etmekteydi. Bu grubun liderliğini Saidi Nursinin talebelerinden Hüsrev Altınbaşak yapmaktadır. Fakat zamanla bu hareketin etrafında toplananlar genellikle Kürt kökenli Nurcular oldu.
 Bu hareket, giderek daha Kürtçü ve marjinal hale dönüştü. 12 Eylül darbesi bir bölünme daha getirdi.
 Hareketin maruz kaldığı bölünmelerde, genelde "Ağabey" denilen ve Said Nursi'nin sağlığında ona talebelik yapmış olan kimseler ön planda olmuştur. Bunlardan, "Sungur Abi"nin tutumları, genelde hep resmi siyasal duruş olmuştur.
 Yeni Asya grubu denilen ve Mehmet Kutlular etrafında örgütlü olan kesim ise, hep "Demokrat Misyon"u takip etmişlerdir. Bunu da Said Nursi'nin sağlığında ."Demokrat Parti"nin desteklenmesini tavsiye etmesine dayandırmaktadırlar.
 Mehmet Sungur Ağabey, 12 Eylül darbesini ve Kenan Evren rejimini destekledi.
 Daha sonra bu grup, ANAP'ı desteklemeye devam etti. Ama Yeni Asyacılar "Demokrat Partinin" mirasçısı oldukları gerekçesiyle, büyük bir teslimiyetle AP ve DYP'yi desteklemeye devam etti.
 Sayın okuyucular, Nurculuk hareketinin günümüzdeki en büyük ve en önemli grubu Fethullah Gülen'in takipçisi olan gruptur. Gazetemiz Yaz tatiline girdiğinden bu grup hakkında yaz tatili dönüşünde yazacağım.
 Hoşça kalın .Sevgisiz ve Ümitsiz kalmayın.
Toplam 151 kez okundu.
|
|
 |
 |
Web Sitemiz'de bulunan hiçbir malzeme yeniden yayınlamak amacı ile kullanılamaz.
 Copyright© Mersin Tercüman 2005, tüm hakları saklıdır.

mersin@mersintercuman.com
|
|
|
|

» KÖŞE YAZARLARIMIZ
|







|