 |
Değer Eğitimi
Erol Özdemir
|
En yüce savaş(büyük cihad), zalim buyrukçuya doğruyu söylemektir.(Hadis)
 Ulvi(yüksek, yüce) değerlerin beş para etmediği, buna karşın süfli(aşağıda olan, aşağılık) değerlerin revaçta olduğu zaman dilimi yaşadığımız çağ. Bizi bu zamana getirin modernite denilen olgu. Bir tarafta hayatın çileli kısmı, diğer tarafta zevki safa.
 Artık çok az kimsenin ideali var, çok az kimse fedakârlıkta bulunuyor, çok az kimse başkasını düşünüyor, karşılıksız bir iş yapan insan sayısı giderek azalıyor. Her şeyin bir bedeli var. İlişkiler çıkara dayalı, dava, dava adamlığı, inanılan ideallerin uğruna uğraş vermek yok. Tek hedef egoyu tatmin.
 Anne baba, öğretmen, toplumun önde gidenleri böyle olunca, çocuklar ve gençlerimizde de benzer özellikler temel karakter haline gelmekte, insani değerler ne yazık ki yok olmaya yüz tutmakta. İnsanların ekserisi bir değeri/doğru davranışı sırf ödev olduğu için yapmaya yanaşmamakta. Bu durum eğer yetişkinlere kaygı vermiyorsa, neyin kaygı vereceğini bilmek imkânsız.
 Dilbilgisine göre, ödemekten gelen ödev, metafizik-ahlak bağlamında, yaratılmışlığımın karşılığında, ödemek zorunda olduğum bedeldir. Şu durumda ödev, varolmamın karşılığı, anlamı, hikmeti sebebidir.
 Hani kişinin, sorgulamalar çağına girmesiyle birlikte benliğinin, varlığı ile varoluşunun anlamına ilişkin sormaktan kendini alıkoyamadığı ve metafizik dediğimiz, "Kimim? Yaşıyorum da ne oluyor? Niçin varım? Niye yaşamaktayım; Beni çevreleyen kişiler, canlılar, taşlar, toprak, güneş, ay ile yıldızlar, bunların hepsi neden var?" çeşidinden temel soruların hedefi ödev gerçekliğinin ortaya çıkarılması, keşfedilmesidir.
 Ödev, yapılması icab edenin, gerektiği tarzda, gerçekleştirilmesidir.
 İnsan, değerlerle yaşar ya da başka bir biçimde söylersek insanın hayatına değer/ anlam katan şey sahip olduğu/inandığı değerlerdir/şeylerdir. Örneğin bir çocuğa karmakarışık anlamsız bir şey verdiğinizde çocuk onu anlamlandırmaya çalışacaktır.
 Anlamdan bir şeyin kelime anlamı kastedilmemektedir. Bir şey hakkında zihnimde çağrışanlar anlatılmaya çalışılmaktadır. Değerler, ahlak anlamlarıdırlar aynı zamanda, anlam olmadan yaşayamayacağımıza göre, değerlerin ne kadar önemli olduğu ortadadır.
 Değerler yozlaştı diyoruz, değerleri yozlaştıran çağın ruhu, çağın ruhuna şekil veren ise din dışı Batı medeniyetidir. Friederich Nietzsche "Tanrı öldü", Francis Fukuyama ise "tarihin sonu" derlerken, vurguladıkları gerçeklik "transsendental (aşkın) ben'in insanın gündeminden düşmesidir. Yani bu ifadelerle insanı insan yapan temel niteliklerin ortadan kalktığı vurgulanmaktadır.
 Tanrı'nın ölümü ile kast edilen, insanın hayat tarzına bundan böyle esasen vahye göre değil de, kendi aklına ve sözüm ona özgür iradesine göre biçim verme mecburiyetinin hasıl olmasıdır.
 Onsuz insanın aşk, savaşma, sadıklık, dostluk, düşmanlık, dayanışma, yardımlaşma, aile-hısım-akraba-yer-yurt bağlılığı çeşidinden tekmil insani özellikler berhava olmuştur. Tanrının ölümüyle kastedilen insanlığın "sıratimüstakimi" terk etmesidir. İnsanlığın sıratimüstakimi terk etmesiyle de "tarihin sonu" gelmiştir. Tarihin sonu ise, insanlığın ölümü demektir.
 Ölüm tedricidir. İlkin adına ne derseniz deyin Tanrı, müteal(aşkın) varlık, evrenin ruhu, üstün değer/varlık yani maneviyat, maneviyatımız ölür. Daha sonra….
 Tanrı yoksa her şey mubahtır. Her şeyin mubahlaşması, bir değerler buharlaşmasının, derin bir ahlaki krizin anlatımıdır ki buna felsefe dilinde "nihilizm" adı verilir. Nihilizm yani hiççilik, hiçbir değer tanımama.
 Hiçbir değer tanımayan insanın hayatı nasıl bir cehennemdir kim bilir. Bu buhrana nasıl dayanılır. Pozitivizmin kurucusu August Comte bile felsefesini kurarken kendisini bir "bilim dini" kurmak mecburiyetinde hissetmiştir.
 18. yüzyıldan sonra Batı medeniyeti karşısında bütün mevzilerini yitirmiş ve medeniyet sahnesinden çekilmiş olan İslam Medeniyeti, devam eden çağlarda Batıya benzemeye çalışarak yaşadığı buhranı aşmaya çalışmış, ancak geldiği nokta Batı'da olduğu gibi bir değer bunalımıdır.
 Batı maddi medeniyeti üreten özne olduğu için halen ayakta durabilmekte iken manevi/aşkın değer dünyası yozlaşan İslam dünyasının maddi medeniyet öğeleri de üretemediğinden var kalması giderek zorlaşmaktadır.
 Tam bu noktada gençlerimize eğitim verirken-bunu ne kadar başardığımız çok tartışma götürür, belki öğretim demem gerekirdi, kaldı ki bunu dahi yarım porsiyon yapabildiğimiz söylenmektedir- onlara bazı değerleri nasıl benimsetebileceğimiz konusunda müşkülat yaşanmaktadır.
 Türk eğitim/terbiye sisteminin en büyük problemi kanaatimce nitelikli(işinin ehli ahlak ve yüksek karakter sahibi) insan yetiştirememesidir. Peki, ne yapılmalıdır? Derhal bu alana el atmaz bazı tedbirler alamazsak, zihni kapasitesi yüksek olsa da hiçbir ideali olmayan gençler yetiştirmeye hızla devam edeceğiz. Bunu ne zamana kadar taşıyabileceğimiz ise tam bir muamma.
 Derde şifa olu mu bilmem ama özellikle ilköğretimde öncelikle peygamberlerin, velilerin, hayatını ulvi bir hedefe vakfetmiş filozofların/sanatçıların/ devlet ve siyaset adamlarının örnek hayatlarını işleyen bir ders içeriği veya içeriğini bunların hayatlarının teşkil ettiği ve okunması zorunlu kitaplar yazılmalı ve de çizgi filmleri yapılmalıdır.
 Tüm bunları öğrencilere verecek öğretmenleri nasıl bulacağımız işin diğer muammasıdır diye düşünmekteyim.
 Kaynak:
 1. Kutadgubilig, Felsefe-Bilim Araştırmaları Dergisi, Sayı 1, İstanbul, Ocak 2002
 2. Prof.Dr.Erol Göka, Haber 10. com, 20 Haziran 2010 Tarihli Yazı
Toplam 119 kez okundu.
|
|
 |