ANASAYFA ·  HABER ARŞİVİ ·  BİZE ULAŞIN ·  SERİ İLANLAR  

Mersin Tercüman Gazetesi sizlerle büyümeye devam ediyor. İlginize teşekkür ederiz...
  Önceki «  Sayı : 544 / 22.04.2014  
07.03.2011  /  KÖŞE YAZISI NO.2076
Share

Mevlânâ'nın Hayatı, Çocukluğu ve Yetişmesi

Mevlânâ'nın Hayatı, Çocukluğu ve Yetişmesi

M. Can Özkardeşler   


Herkes Mevlânâ'nın büyüklüğünden söz eder ama kaç kişi O'nu tam anlamıyla anlamış ve bilmiştir? O'nun yaşadıklarının bir kısmıdır bizim hissettiklerimiz, O bir derya. Denizin altındaki hareketin suyun yüzündeki dalgalara vuran yansımalarıdır bizim O'nda gördüklerimiz. Duyguların alt üst olup içindeki ilahi aşk ateşinin verdiği ısıdır bizim hissettiklerimiz. Gerçekten onun yaşadıklarını anlamak, anlatmak ve aynı şeyleri hissetmek imkansızdır.

Mevlânâ'nın yolundan gidenlere Mevlevî denmektedir. Mevlânâ'dan sonra oğlu Sultan Veled tarafından kuralları oluşturularak kurulan Mevlevîlik, üç kıtada Osmanoğulları'nın idaresi altındaki topraklarda İslam Medeniyeti'ni temsil etmiştir. Bu yola girenler kendi yeteneğine göre gelişerek, güzel düşünüp güzel davranmaya, nefsini terbiye edip olgunlaşmaya yönelmişler, sanatında, müziğinde, kültüründe ve şiirinde üst seviyelerde eserler vermeye çalışmışlardır.

O dönem, ülkedeki çoğu dervişler dilenerek, başkalarının yardımlarıyla geçimlerini sağlayıp çalışmazlardı. Fakat Mevlânâ, çalışmanın bir ibadet olduğuna ve faziletine inandığı için bu yola girmek isteyen kendi dervişlerine dilenmeyi yasaklamış ve herkesin dergâhda yeteneğine göre bir sanat öğrenerek veya müzik aleti çalarak el emeğini değerlendirip kimseye muhtaç olmadan kendi helal kazancıyla geçimini temin etmek için çalışmasını teşvik etmiştir. Mevlevî'ler daima edepli olmayı ve güzel ahlaklı olmayı, hayra yönelik işler yapmayı, insanları kötülükten men etmeyi benimsemişlerdir. Biz şimdi Mevlânâ'nın hayatındaki hazırlık ve coşkunluk devresinden bahsederek O'nu daha yakından tanıyalım.

Mevlânâ Celâleddin Muhammed'in annesi, Mü'mine Hatun, babası bilginler Padişahı (Sultan-al-ulemâ) yani alimler Sultanı diye anılan Belh'li Muhammed Bahâeddin Veled'dir, ağabeyi ise Alâeddin Muhammed'dir. 30 Eylül 1207 tarihinde bugünkü Afganistan'ın kuzeyinde bulunan Belh şehrinde dünyaya geldi. Bu şehir o zamanlar Türklerin yaşadığı Horasan bölgesinin önemli merkezlerinden biriydi. Mevlânâ şiirinin bir beyitinde "Farsça söylesem de aslım Türk'tür" demektedir. Asıl adı Celâleddin Muhammed'dir.

"Efendimiz" manasına gelen Mevlânâ ise eskiden, büyük zatlara ve alimlere verilen bir saygı ünvanıdır. Rumi; Anadolulu demektir. Yabancılar O'nu Rumi olarak bilirler ve anarlar.

Biz bir damlayız O bir derya. Bizim O'nu anlatmamız ne kadar yeterlidir bilinmez. Biz sadece O'nun sözleriyle 0'nu anlatmaya, O'nun fikirlerini kendi ağzından size nakletmeye gayret edeceğiz. O'na kaynak yine O. O'nun yazdığı Mesnevi Divan-ı Kebir, mektuplar ve sohbetler O'nu kendi ağzından dinlememizi sağlayacak.

Mevlânâ'nın yetiştiği 13.yüzyıl, Anadolu Selçukluları'nın kötü bir devridir. Moğollar her yeri yakıp yıkarak çocuk, kadın, yaşlı demeden geçtikleri her yerde insanları katlediyorlar doğudan batıya yağmalayıp istila ediyorlardı.

Horasan'ın büyük alim ve mutasavvuflarından olan Bahâeddin Veled, o zamanlar özellikle Moğol istilasından kaynaklanan karışıklılıktan ve ünlü alim Fahr-i Razi'nin olumsuz görüşlerine bağlı olan Harezmşah Muhammed'in kendisine karşı tutumundan rahatsızlık duymaktaydı. Mevlânâ'nın babası "Alimler Sultanı" lakabını birisinin gördüğü bir rüya ile kim olduğunu bilemediğimiz Mervzi'nin iki rüyasına dayanarak fetvalarında kullanmaya başlamıştır. Bu rüyada Peygamber efendimiz (s.a.v) bir çadırda toplanan devrin müftülerine, bugünden böyle bu din padişahına alimler sultanı demelerini, canla gönülle onu izlemelerini söylemiştir. Bundan dolayıdır ki O, bu lakabı kullanmıştır.

Alimler Sultanı şiddetle felsefeye karşıdır. Yunan felsefesini benimseyen imam Fahr-i Razi ile ona uyan Harezmşah'ın yaptığı yanlışlıklara vaazlarında değinmekte, onları halka kötülüklerden uzak durmalarını, adil olmalarını, hayra yönelmelerini, zulüm yapmamalarını nasihat etmekteydi.

Bazı imamlar ve Padişahın etrafındakiler Sultan'ul Ulema'yı karalıyorlar, onu sevenlerin çoğaldığını, sanki padişahmışcasına ilgi gördüğünü, yakında isyan çıkararak padişahın yerini alacağını söyleyerek Harezmşah'ı kışkırtıyorlardı.

Etrafındakilerin etkisinde kalan Harezmşah, alimler Sultanına manidar olarak "Toprağım, askerim, param senin olsun, gel bu ülkeye sultan ol, idare et iki sultan fazla, ben gideyim" diye haber gönderdiğinde O da "Ben gönüller sultanıyım siz ülkenin sultanısınız, siz ülkenizi idare edin, ben giderim" diyerek sevenleriyle birlikte Belh' ten ayrılmış, giderken de herhangi bir yanlış anlamaya, kargaşaya ve isyana sebep olmamak için, Hac maksadıyla yola çıktıklarını söylemişlerdir.

Uğradıkları her yerde ilgi ve saygı görüyorlardı. Yolları üzerinde, Nişabur'da büyük sûfi Feridüddin-i Attar ile görüştükleri ve onun Mevlânâ'ya "Esrarname" adlı kitabını verdiğini ve Bahâeddin Veled'e "Bu çocuğu aziz tut, çok geçmeyecek bu dünyadaki aşıkların gönüllerine ateş salacak" demiştir. Gerçekten de Mevlânâ bu kitaptan sonraları faydalanmış, içindeki bazı hikayeleleri "Mesnevî'sine" almıştır. Mevlânâ tahmini yirmi yaşlarına yaklaşmış bir gençti.

Kafile hac görevini yerine getirdikten sonra Şam'a uğradı. Oradan Erzincan'a ve Anadolu'nun değişik şehirlerinde konaklayarak Larende'ye yani bugünkü Karaman'a yerleştiler. Burada Gevher Hatun'la evlendirilen Mevlânâ'nın Sultan Veled ve Alâaddin Muhammed adlarında iki çocuğu dünyaya geldi. Aile yedi yıl Larende'de ikamet etti. Bu süre zarfında annesi Mü'mine Hatun ve ağabeyi Alaaeddin vefat etti.

Bahâeddîn Veled ve ailesi, değerli ve adaletli Sultan Alâeddin Keykubad'ın daveti üzerine 1229 yılında Karaman'dan Konya'ya göçtüler. Padişah ve çevresi, aileyi büyük bir saygıyla karşılayıp o zaman gül bahçesi olan şimdiki türbenin yerini yerleşmeleri için bağışladılar.

O zamanlar Konya, Anadolu Selçukluları'nın başkentiydi. İdarecilerin gösterdikleri alâka, hürmet ve teşvikler nedeniyle pek çok alim, mutasavvuf ve sanatkârın yerleştiği ve Moğol saldırılarından kaçıp sığındıkları yerdir.

Bahâeddîn Veled burada 2 yıl yaşadıkdan sonra 1231 yılında 80 yaşında ölünce halifesi Seyyid Burhâneddin Muhakkık-ı Tirmızi Konya'ya geldi ve o zamana kadar babasından aldığı zahiri bilimlerde belli bir seviyeye gelen Mevlânâ'nın manevi eğitimini üstlendi. Mevlânâ'nın hali değişti, olgunlaşmaya başladı ve şeyhinin isteği üzerine tahsilini geliştirmek için o zamanın önemli ilim merkezlerinden Şam ve Halep'e gitti. Burada bilginlerle ve sûfilerle görüşüp bilgilendi.

Mevlânâ'nın hayatında önemli rolü bulunan Seyyid Burhâneddin Muhakkık'ın hayatı ile ilgili elimizde fazla bilgi yok. Bildiklerimiz ancak adı, memleketi ve Sultan'ül Ulema'nın halifesi oluşu, O'nun ölümünden bir yıl sonra Konya'ya gelip Mevlânâ'ya hocalık (mürşitlik) edişi ve nihayet Kayseri'de vefatından ibarettir.

Herkesin gönlünden geçenleri bildiğinden yahud adını söylemeksizin Şems'in geleceğini Mevlânâ' ya haber verdiğinden "Seyyid-i sır-dan" diye de anılır. Burhâneddin coşkun ve sınırı aşkın bir sûfiydi. Mevlânâ'nın küçüklüğünde lalalığını ve mürebbiliğini yapan Burhâneddin, Mevlânâ'yla meşgul olduğu 9 yıl içinde onu yetiştirip olgunlaştırmıştır.

Artık görevini tamamladığına inanan Seyyid Burhâneddin Kayseri'ye gitmek üzere iki defa izin istediği halde Mevlânâ'dan izin alamamıştır. Burhâneddin, Mevlânâ'nın rızası hilafına Konya'dan hareket ettiyse de yolda atı kaydı ve kendisinin ayağı incidi, geri dönüp Konya'ya gelerek Mevlânâ'dan niçin izin vermediğini sorunca, O da ona neden gitmek istediğini sormakla karşılık vermişti.

Burhâneddin "Buraya kuvvetli bir aslan yöneldi, ben de aslanım birbirimizle geçinemeyiz" deyince Mevlânâ da ikna olarak gitmesine izin verdi ve gerçekten de Burhâneddin Kayseri'ye gittikten sonra Şemseddin geldi.

Büyük bir alim ve sûfi olan ve "seyyid-i sır-dan" yani sırları bilen Seyyid diye anılan Burhâneddin Muhakkık, 1240 yılında Kayseri'de vefat edince, Mevlânâ Kayseri'ye gitmiş ve Seyyid'in kitaplarını alarak tekrar Konya'ya gelmiş ve onu ömür boyunca unutmamış, eserlerinde ondan bahsetmiştir.



Toplam 3751 kez okundu.
Web Sitemiz'de bulunan hiçbir malzeme yeniden yayınlamak amacı ile kullanılamaz.

Copyright© Mersin Tercüman 2005, tüm hakları saklıdır.


mersin@mersintercuman.com


 » KÖŞE YAZARLARIMIZ
  ABDİ SATIROĞLU

Abdi Satıroğlu
Bir Bankadan Şikayetim Var..

Adını yazmıyorum şimdilik..

Yazmam gerekliydi, görevim gereği okurlarımı uyarmam gerekirdi..

Ancak; sorunu yaşayan bir okurum değilde ben olunca etik gereği ismini şimdilik saklı tutuyorum..

Büyük hemde çok büyük bankanın birinden 5 yıl önce (Morgate) ya...
  MAHİYE MORGÜL

Mahiye Morgül
Ankara 2014 Rize Günleri'nden...

2013 Ankara 3. Rize Günleri fuarı yapıldığında Rizeli yazarlar için ayrılan bölümde adları yazılı bir pano yer almıştı. Muzaffer Arıcı ağabeyimizi o sene yitirmiştik, adına saygı köşesi açılmıştı. Bu yıl 2014 fuarını ise Süleyman Kazmaz ağabeyimizi kaybetmiş olar...
  MEHMET EMİN AYDINBAŞ

Mehmet Emin Aydınbaş
İktidar Savaşının Diğer Adı; Eğitim

Ben eğitimci değilim. Ancak bu durum benim iktidar olgusu ile eğitim arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışmama engel değil. Öteden beri bu ilişkinin dinamiğini çözmeye çalışmışımdır. Mesela "28 Şubat süreci"nde yaşanan iktidar kavgasının doğrudan eğitim siste...
  MELİKE ZAFER

Melike Zafer
Niyet - Kıssadan Hisse

Bir padişah, bir iki vezirini ve diğer erkandan birkaçını yanına alarak payitahta (başkente) yakın yerleşim merkezlerinde bir gezintiye çıkmıştı Payitahttan ayrılıp bir kaç saatlik bir yol katettikten sonra yolları üzerindeki bir nar bahçesinin kıyısında dinlenme...
  ŞİNASİ ŞİRİN

Şinasi Şirin
Ya Eve Dönüş...Ya Da Geri Dönüş...

Yerel seçimlerin ardından, seçim arenalarında idaa edilen bütün meseleler unutuldu, seçimden başarısız çıkan ana muhalefet partisi iç hesaplaşma süreci ve öz eleştiri sürecini yaşarken iktidar partisi, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili aday belirleme sürecine...
  AHMET AKIN

Ahmet Akın
CHP Mersin'de Neden Kaybetti

Napolyon Bonapart, İngiltere ve Prusya ittifakına karşı savaştığı Waterloo cephesinde işler kötüye gidince cepheye gider ve komutanlara kötü durumun nedenini sorar. Komutanlar üç önemli sorun olduğunu söylerler ve başlarlar saymaya: Bir, barutumuz yok diye başlay...
  MEHMET ÇALIŞKAN

Mehmet Çalışkan
Devlet Karaborsacı Olmuş...

Ülke ekonomilerinin ve ekonomik aktörlerin en çok nefret ettiği ortamdan çıkmış bulunmaktayız. Seçim kaosu piyasaların hızını biraz olsun kesti. Ancak bu dönemde esnafın ve tüketicinin ağzına bir parmak bal konuldu, gönlü hoş tutuldu ve bu dönemde böylece atlatıl...